AŞURA

 

 

Kerbela Şehitlerine anma merasiminin adı Aşura Matemi diye bilinmektedir. Aşura Arapçada 10. anlamına gelmektedir.  Hz Muhammedin torunu İmam Hüseyin ve beraberindeki 72 kişi 1373 yıl önce hicri takvimin ilk ayı olan muharremin 10. gününde Kerbela’da katledilmişler. Caferiler, her yıl yapılan törenlerle toplumsal belleklerinde yer eden bu hadiseyi çeşitli ritüeller eşliğinde anıyorlar. Türkiyede en büyük anma merasimi İstanbul Halkalı’daki meydanda yapılmakta. Bu tören Aşura gününü en iyi şekilde anlatması yönünden UNESCO tarafından en iyi Aşura Merasimi seçilmiş.

Binlerce kişinin  katıldığı bu törene ve kültüre yabancı olanlar için bazı tanımları ve sembolleri bilmekte yarar var.

Deste: Matem merasimini düzenlemek için oluşturulan ve kendine özgü bayrakları bulunan grupların adı.  

Mersiye: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan ve okunan şiirler. Halk arasında ağıt olarak da bilinmekte. Kerbelada yaşanan olayları anlatmak için  ağıtlar okumak, gözyaşı akıtmak, insanlara o hassas anları hatırlatmak ve böylece insanların ağlamasını sağlamak  Aşura kültürünün en göze çarpan unsurlarından. 

Sinezeni: Sine vurma anlamına gelmekte. Sine vuran kimseye ‘’Sinezen’’, bu eyleme de ‘’Sinezeni’’ denmekte. Çeşitli makamlarda ağıtlar okuyarak aynı tempoda sineye vurma geleneği kastedilmektedir.

Alem: Hüseynilerin kesik ellerini temsilen uzunca bir çubuğun ucuna geçirilmiş metal el ve hemen altına takılan Ehlibeyt’in isimlerini ya da sloganlaşan sözlerini içeren siyah bez.

Beşik: İmam Hüseyin’in altı aylık çocuğunun katlinin sembolü

Çatallı ok: Üç başlı ok. Kerbela hadisesinde Yezit ordusu tarafından hem İmam Hüseyin’e hem de kundaktaki oğlu Ali Asgar’a atıldığı rivayet edilmiştir.

 

Bu yıl 24 Kasıma denk gelen Aşura merasimine 4 fotoğrafçı arkadaş birlikte katıldık. Tören meydanına vardığımızda saat 9:30′du. Sahnede son hazırlıklar yapılırken insanlar ve desteler yavaş yavaş tören alanını doldurmaya başladılar. Erkeklerin bölümünde mersiye eşliğinde sinezeni yapan gruplar vardı. Hazin bir edayla söylenen ağıtların ve aynı tempoda sineye vuran insanların görüntüsü çok etkileyiciydi.

Saat 11e doğru tören alanı hınca hınç insanlarla doldu. Bizler tören esnasında bayanlar bölümüne alındık. Arada sırada ihlal ediliyor olsa da  erkek ve kadın fotoğrafçılar kendi hemcinslerinin alanında bulunmak zorundalar. En renkli grup kadınlar olduğu için bizler şanslıydık. Duygu seli ve gözyaşları içinde aynı anda sağ ellerin kalkarak sol göğüse vurulması ya da zincirlerle birbirine bağlanan her iki elin aynı anda havaya kaldırılması gibi sahneler hafızalara kazınacak kadar güçlü ve duygu yüklüydü.

Yaklaşık 3 saat boyunca yoğun bir tempoda  fotoğraf çektik. Siyahlara bürünmüş kadınlar, omuzlarda ve boyunlarda kırmızı ve yeşilin çeşitli tonlarında örtü, şal ve atkılar, ellerde siyah eldiven ve zincirler, ritüele uygun giydirilmiş  çocuklar, vakur ve hüznü bir arada yansıtan  erkek yüzleri, kanlı beşikler, tabutlar, gömlekler,  yediden yetmişe duygu yüklü ifadeler taşıyan deste deste insanlar…Etkilenmemek mümkün değil. 

Havanın hafif puslu ve yağışlı olması atmosferi daha da dramatik kılıyordu. Yağmurun hızlanması ile birlikte tören alanındaki bir grup insan  şemsiyelerini açtı. Bu görüntünün mutlaka yukarıdan çekilmesi gerektiğini düşünerek etraftaki binalara göz attık. Sonrasında ise yakınlarımızdaki bir apartmanın en üst katında oturan bir aileye tanrı misafiri olduk. Çaylar içildi, tatlılar yenildi, fotoğraflar çekildi…Kendileri de Caferi olan Iğdırlı aile bizi çok dostane  ağırladı.

Resmi konuşmaların peş peşe yapılmakta olduğu öğlen saatlerinde çok yorgun düştüğümüz hissederek tören alanını terk etmeye karar verdik. Dolayısıyla o dramatik katliam gününün canlandırılacağı gösteriyi seyredemeden  Halkalı’dan ayrıldık. Ancak daha sonra, sahnedeki gösteriler sırasında çekilen fotoğrafları görünce çok pişman olduk.  Seneye yine sabah erkenden Halkalı Meydanında olacak ve Aşura Törenini sonuna kadar seyredeceğiz.