VAN ÇOCUK EVİ

Van’da 2011 yıllında meydana gelen depremde mağdur olan çocuklar için Kadıköy Halkevi tarafından düzenlenen fotograf atölyesinde dört günlük bir görevim oldu. 16 kişilik gönüllü bir topluluk,  ikişer kişilik gruplar halinde prefabrik konutlarda yaşayan 8-15 yaş arasındaki çocuklara  iki ay boyunca fotoğraf eğitimi verdik. Bu süreç benim için kısa ama eşsiz bir deneyim oldu.

28 Mayıs Pazartesi günü arkadaşım Sevil ve ben yaklaşık  iki saatlik bir uçuş sonrası Van’a ulaştık. Duhok prefabrik konutlarına varmamız kırk dakikamızı aldı. Şehrin dışında kurulmuş olan bu yeni yerleşkede bizi  kalabalık bir çocuk  grubu karşıladı. Hayatımda ilk  defa kendimi ünlü bir star gibi hissettim. Mahallenin en meşur şahsiyetleriydik artık. Tüm meraklı çocuklar peşpeşe kapımıza yığıldı. Kapıdan giremeyenin bacadan girmesi misali pencereden sarkan çocukların sorularına yetişebilmek için uzunca bir süre konuştuk da konuştuk. ‘’Öretmenim’’ sözcüğünün cazibesinden olsa gerek oldukca sabırla karşıladık her türlü isteği, ısrarı ve merakı. Kayıtlar yapıldı, listeler çıkarıldı, talep ve şikayetler dinlendi. Sonunda kaynağı anlaşılmayan bu çocuk seli içinde yorgun düştük ve çocukların sevimli itirazlarına rağmen kapıyı bacayı kilitleyip dinlenmeye geçtik.

Birkaç saatlik durum değerlendirmesi sonucunda mevcut sınıf listesinin  yetersiz olduğunu anlayıp daha önce yaptırılan kayıtlar üzerinden kapı kapı dolaşarak yeni listeler oluşturmaya karar verdik. Adres bulmada en büyük yardımcılarımız çocuklardı. ‘’Burası Hüseyin’in evi, burası Rojininki ‘’ derken mahalle aralarında epey yol katedip tahminimizden de daha uzun bir liste çıkardık. Çocukların ve çoğu ailenin fotoğraf eğitimi hususunda istekli oluşu bizler için çok motive edici oldu.

Ertesi gün ilk dersimizi iki ayrı grupla yaptık. “Okul yolu düz gider” şarkısı eşliğinde kolajlar yapıldı, kaleydeskoplardan bakıldı, sohbetler edildi, günlükler tutuldu. Defalarca  ”Ne zaman fotoğraf makinesi alacağız” diye sorarak şanslar zorlandı. Ders bitiminde hepimiz çok sevinçliydik. Onlar yeni bir şeyler öğrendiği için bizlerse orada olduğumuz için…

İkici gün çocuklara kadrajı anlatıp  periskop yapımını gösterdik. Oyunlar ve şarkılarla renklendirdiğimiz derste fotoğraf makinelerinin dağıtıldığı kısım tam bir şölendi. Makineyi alır almaz herkes hızla kurcalayıp anlatmamıza fırsat bırakmadan fotoğraf çekmeye başladı. Ufak tefek birkaç müdahale ve açıklama sonrası tüm çocuklar kendinden emin bir şekilde ilk karelerini yakalamak üzere dağıldılar.

Üçüncü günün ne kadar kritik olduğunu derse katılımın az olmasından anladık. Makinesini bozan, çaldıran ya da geri vermek istemeyen derse gelmedi. Kim doğru kim yanlış söylüyoru anlamaya çalışarak yaptığımız ev ziyaretlerinde yarı yarıya bir zayiatlar karşılaştığımızı anladık. Makinesini geri getirmeyen çocukların mahcubiyeti de ayrı bir üzüntü vesilesiydi. Her ne olursa olsun çocukların hemen hemen tamamı iyi niyetliydi. Çoğunlukla sorun,  makinelere zorla el koyan büyüklerdi. Tüm bu olumsuzluklara ragmen avuntumuz çocukların çektiği o güzel fotoğraflar oldu. Ya biz dersi çok iyi anlattık ya da onlar çok yetenekliydiler…

Üç günlük eğitim sonrası benim için eve dönme zamanı gelmişti. Dört gün boyunca yıkanmamış, her öğlen ve akşam konserveyle karnımı doyurmuş, dökme sularla ev ihtiyaçlarımı gidermiş ve çocuklara laf yetiştirmekten çenem düşmüş olsa da Van’ı terketmek çok zor geldi bana. Uçağa bindiğimde çocukların cıvıltısı, sevgi dolu sözcükleri, kocaman güzel gözleri aklımdan hiç çıkmıyordu. Bu kadar zeki ve enerjik çocuğu daha önce hiç birarada  görmemiştim. Birlikte geçirdiğimiz süre kısa olsa da aramızda çok güçlü bağlar oluştu. Öğrencilerimizden 10 yaşındaki Rukiye günlüğüne şöyle yazmıştı:

”Sevgili öğretmenimiz biz sizi çok sevdik, sizin gözlerinizden su akıyor, damla damla, sizi çok seviyoruz, siz bizim canımızsınız, sizi çook seviyoruz, sizden hiç ayrılmak istemiyoruz, ayrılırsak ben sizi çok özliycem, sizin gitmenizi istemiyoruz, bütün öğretmenlerimizi çok seviyoruz, hepiniz burda kalın, hepiniz çok iyi öğretmenlersiniz, ne olur gitmeyin, biz sizi çok sevmiştik, giderseniz ben çok üzülürüm ve yalnız kalırım ve gözyaşlarım da yerinde durmaz, ben Sevinç öğretmenimi çok sevmiştim, bütün arkadaşlarımı ve öğretmenlerimi çok seviyorum, sizler de beni acaba, sizlerde beni özleyecek misiniz, Sevinç öğretmenimi çook özliycem, acaba Sevinç öğretmen beni özleyecek mi, ama ben onları çok özliycem, sizler olmasaydınız biz çocuklar bişey bilmezdi…”